ELBET EĞLENECEĞİMİZ ZAMANDA GELİR / SEDAT YAR






Sıcak! Bunaldım, şelaleden su dökülüyormuşçasına terler boşalıyor üzerimden. İçimde de bir sıkıntı var. Sıcaktan olsa gerek. Ama zannetmem, kışın da böyleydim. Hava alsam iyi olacaktı. Attım kendimi dışarı, en yakın sahil istikametine doğru yürüdüm. Ellerim cebimde başım ise eğikti. Yere bakarak yürüyor, bir yandan düşünüyordum. Aklıma ne gelirse düşünüyordum..


Düşünceler ruhumu öyle bir kaplamış ki sahile vardığımı bile anlamadım. Denizin üstünde uçuşan martıların sesine irkilmiştim. Kafamı kaldırdığımda sahili gördüm. Her yer insan kaynıyordu, birbirinden farklı onlarca insan. İnsanlar arkadaşlarını toplamış deniz kenarında oturuyor muhabbet ediyorlardı. Hepsi eğleniyordu belli ki. Yüzlerindeki o garip ifadeler bunu gösteriyordu. Herkesin güle oynaya eğlendiğini düşünüyordum. Ta ki birini görene kadar.

İskele başında bir adam vardı. Yaşlıca bir adamdı bu. Elleri cebindeydi tıpkı benim gibi. Başı ise dikti, ileriye bakıyordu. Üzerinde siyah bir tişört vardı. Sisli bir renk tonu vardı. Garip duruyordu üzerinde. 20 yaşında gençler gibi takılmaya çalışıyordu sanki. Kötü bir hava bırakıyordu üzerinde. Kim bilir neler düşünüyordu. Bir baba olmalıydı. Belki çocuğunu düşünüyordu. Belki çocuğuna babalık yapamayışını düşünüyordu. Belki de kaybettiği eşini düşünüyordu. En kötüsü de hiçbirine sahip olamayışını düşünüyordu. Bilemiyorum. Kendini denize bırakacak bir hali vardı. Yaşamak istemiyormuşçasına duruyordu. Hani bir şey desek atacaktı kendini. Ama kısa bir mesafeden atlayıp nasıl ölebilirdi ki? Belki de yüzme bilmiyordu? Uzaklaştım oradan devam ettim yoluma…

Hafif denizden uzaklaşmıştım. Hala düşünüyordum ama bu sefer bir yandan insanları inceliyordum. O adam garip bir his bırakmıştı içimde. Zaten yeterince hisler birikmişti içimde. Bir de bu çıktı başımıza iyi mi! Neyse… Biraz daha ilerledikten sonra bir çift fark ettim. Elele tutuşmuşlar ilerliyorlardı ve devamlı çalılığın arkasına bakıyorlardı. Kimbilir sevişen bir çift görmüşlerdir, erkekte “Biz de yapsak bari” diye düşünmüştür. Hayır! Çalılığın arkasında bir çift yoktu. Sadece bir kız vardı. Ağlıyordu hıçkıra hıçkıra. Gözyaşları.. Ahhh nefret ediyorum o yağmur taneciklerine benzeyen pisliklerden. Tek tek dökülüyordu damlalar gözlerinden. Fark etmemişti beni. Çünkü elleri yüzünü kapatıyordu. Kimin ihanetine ağlıyordu acaba? Veya kimin terk edişine, kimin ölümüne şahit olduğuna? Belki de yaptığı kötülüğün pişmanlığından ağlıyordur. Gidip yanına sorasım geldi ama bir adımdan fazla adım atamadım. Bir şeyler tuttu beni. Uzaklaşmam gerekiyordu belli ki. Ne olurdu derdini dinlesem?

Evime geri dönmüştüm. Yaşlı adam ve genç kız gibi birçok benzer kişi görmüştüm. Hepsi farklı bir dertten yakınıyorlar gibiydi ama hepsinin amaçları aynı gibiydi. Ölmek! Şu insanlar çok dertli, her şeye üzülüyorlar… Attım kendimi banyoya. Şöyle bir aynaya baktım ve şok oldum. Benim onlardan bir farkım yok. Asık bir yüz, çizgilenmiş göz altları. Çökmüş bir yüz ifadesi ise cabası. Hafızamı kaybetmiş gibiydim. Ben değil miydim 3 gün ağlayan, yemek yemeyen, uyumayan? Bendim tabi ki. Gelmiş başkalarını eleştiriyorum. Oturdum koltuğa düşündüm yine. Düşünmekten başka ne yapıyorum ki? Ve de düşünmek için çok geç kalmamış mıydım? Niye zamanı geriden takip ediyorum? İşte olan oldu. Bir anda tuhaf oldum. Anlamadığım bir kuvvet beni mutfağa götürdü. Buzdolabını açtım ve öylece bakakaldım.

Gözlerim bir an kamaşmıştı buzdolabının ışığından. Ama bu beni etkilemiyordu. Gözüm tek bir yere odaklanıvermişti. Ne işe yaradığını bilmediğim bir sürü ilaç kutusuna garip garip bakıyordum. O gördüğüm insanların amaçları bir anda içimi kaplayıvermişti. Ölmek istiyordum. Ölümün benim için bir kurtuluş yolu olduğuna inanıyordum. O küçük aptal hapları yutacak ve ölecektim. Böylece hayatım boyunca yaşadığım ve ileride beni bekleyen bütün kötü şeylerden kurtulacaktım. Ölüm bir çözümdü gözümde! Ayrıca farklı olacaktım ben. Öyle ya o gördüğüm insanlar hala yaşıyordu. En azından onları bıraktığım da hala nefes alıyorlardı. Onlar başaramamıştı ama ben başaracaktım. Kurtulacaktım bütün eziyetlerden.

Buzdolabından bulduğum bütün ilaç kutularını çıkardım. Hapları yerinden tek tek çıkardım. Alabildiğim kadar hapı avucumun içerisinde tuttum ve bir anda hepsini ağzıma tıkıştırıverdim. Bir tek şey kalmıştı geriye kalan. Yutmak! İçimden 3’e kadar saydım ve yuttum bütün hapları. Kurtuluşa çok az bir zaman vardı. Evde de kimse yok beni geri getiren olmayacak diye seviniyordum.. Kendimi hemen yatağa atıverdim. Gözlerimden anıları canlandırıverdim. Bütün yaşadığım iyi ve kötü her şey gözlerimin önündeydi. Ateşimin çıktığını hissediyordum ama aldırış etmeden o anıları tazelemeye devam ediyordum. Kötü şeyleri gözümde canlandırdıkça içimde bir ağrı oluşuveriyordu.

Anılar birbirini kovalerken evin kapısının açıldığını duydum. Gelen annem idi. Gözlerimi kapalı tutuyordum beni görürse uyuyor sansın diye. Bir süre sonra gözlerimi hafifçe açtım ve odanın kapısının başında bana baktığını gördüm. Üç gün uyumayan beni uyurken görmek ne de çok sevindirmiştir onu. Ama bilmiyordu ki gerçeği. Ah en çok onu özleyecektim. Ve bir de onu.. Hayatıma son noktayı koymamı sağlayan kişiyi. O kafeden gidişini, son kez gidişini hala çok iyi hatırlıyorum. Doğru ya! Henüz daha üç gün geçmişti aradan. Sana da elveda bebeğim! Ama ruhum senin yanında olacak. Hoş ölümüme bile üzülmezsin ya sen….

Ateşim iyice arttıydı, git gide ölüme yaklaşıyordum. Hissediyordum azraili.. Birden kalktım, ani bir kalkış oldu. Neler olduğunu anlayamamıştım bile. Ta ki kendimi görene kadar. Öyle yatakta uyuyor vaziyette duruyordum. Kolum yere sarkmıştı filmlerde olduğu gibi. Aha! Öldüm ben. Ruhum bedenimden çıkmış her yeri vücudum olmadan gezebiliyordum. Duvardan geçmeye çalışmak oldu ilk işim. Geçemedim. Koca bir yalanmış hayalet masalları. Geçemiyorum duvardan. Her şey gibi bu da yalanmış meğer. Ama bu moralimi bozamazdı. Artık kurtulmuştum kötülüklerden. Hayat denilen şeyin kahrı artık beni ilgilendirmiyordu. Ben artık onlardan biri değildim. Ölümlü değil ölüydüm.

Annemin odasına geçtim. Acayip bir eğlence vardı içimde. Ölümün tadını çıkarıyordum. Anneme şöyle uzuncana baktım. Belki son görüşlerimdi onlar. Öldükten sonra beni ne bekliyor bilmiyorum. Tek bildiğim artık kötü şeyler yaşamayacak oluşumdu. Tabi du düşüncelerim birkaç dakika sonra kayboldu. Annem kalktı. Cesedimi gördü. “Ne kadar çok uyudu bu oğlan” diye söylendi. Yaklaştı cesedime uyandırmaya çalıştı uyanmadım. Ama ben orada değil buradaydım. Şimşekler çaktı beynimde. Pardon beynim yoktu artık benim. Ruhum ile tek başımaydım. Annem öldüğümün farkına varacaktı.

Her şey yüz seksen derece dönmüştü. Acı çekiyordum. Annemin öldüğümü fark edecek olması duygusu kötü etki bırakıyordu bende. Bağırıyordum ne olur uzaklaş diye. Doğru ya duyamazdı beni. Fark etti. Gözyaşları hızlı bir biçimde dökülüyordu gözlerinden. Yirmi senelik oğlu tepki vermiyordu nasıl ağlamasın. Hani bir vücudum olsa ben de ağlayacaktım. Ama acı çekiyorum? Vücudum yok nasıl acı çekebiliyorum? Anlaşılan acılarımız vücudumuza bağlı bir şey değildi. Acı çeken kalbimiz değil ruhumuzdu. Onu böyle ağlarken görmek içimi hiç yaşamadığım acıdan daha fazla biçimde acıtmıştı. Her şey allak bullak olmuştu. Ben değil miydim yaşarken ağlayan insanları görünce tuhaf olan. İnsanlar neden ağlar diye kendi kendine soran. Uzaklaşmam gerekiyordu ondan. Annemin ağlayışına tahammül edemezdim. Derken…

Onun yanındaydım. Ölümüme sebep olan kişinin başucundaydım. Uyuyuşunu seyrediyordum. Acaba onunda mı uyuyuşu sahteydi? Belki benim gibi o da ölüler diyarına varmıştı. Ama niye ölsün ki? Kurtulmuştu benden. Başına bela olan ben artık yoktu hayatında. Dediğim gibi çıktı. Nefes alışını gördüm. Yaşıyordu ve mışıl mışıl uyuyordu. Bense başında nefes alışını seyrediyordum. Ne de güzeldi. Her şarkı sanki bana onu anlatıyordu. Anlatmasına ne gerek vardı ben onu ezberlemiştim. Yüzünü okşadım ama uyanmıyordu. Hissetmiyordu beni önceki zamanlar gibi. Öldüğümü öğrendiğinde acaba ne hissedecekti? Belki yapmacık bir şekilde “Çok üzüldüm diyecekti” belki de tamamen kurtulmanın verdiği zafer duygusuyla “İyi” diyecekti. Bilemiyorum. Telefonu çalmaya başladı. Yeni sevgilisi arıyordu herhalde..
Yanıldım.
 

- Efendim?

- Kızım

- Ne oldu?

- S….Sed..Sedat

- Ne oldu ona?

(Ağlamaklı bir ses ile)

- Artık aramızda değ…değil..

- Nas..


Telefon elinden düşmüştü. Beklediğim bir tepki değildi bu. Eliyle ağzını kapatmış donakalmış vaziyette duruyordu. Yine geldi onlar! Gözyaşları gözünden süzülüyordu. Üzüldü.. Bu iyice üzerimde kötü bir etki yaratmıştı. Yere bıraktı kendini. “Hep benim yüzünden” diye defalarca sayıklıyordu. Hayır senin yüzünden değildi, benim yüzümdendi!

Bir gün sonra…

Cenazem kılınıyordu. Bütün sevdiklerim oradaydı. O da oradaydı.. Hatta babam bile.. O da ağlıyordu. Darbe üstüne darbe yemiştim. İnsan ölünce sevdiklerini kaybeder derler ya sevmediklerini bile kaybediyormuş. Onu o halde görmek beni pişmanlık duygusuna itiyordu iyicene. İntihar etmeseydim belki onunla aramız daha iyi olurdu. Hatta herkes ile olurdu. Sadece babam ile değil 3 senedir konuşmadığım iş arkadaşımla bile. O da oradaydı, o da ağlıyordu. Saçma sapan sebeplerle düşman olmamış mıydık biz? Evet olmuştuk. Aramız kötü iken bitti. Oysa ki ya yaşasaydım? Ne yaptım kendime? Niye ölümü seçtim? Hani kurtuluştu. Pişmandım, geri dönüşü yok muydu bunun? Oradan da uzaklaştım daha fazla acı çekmemek için. Herkesten uzaklaştım. Aldım başımı gittim.

Bitti..

İntihar eden bir gencin öyküsüydü bu. Dünya’da yaşadıkları şeylerden ölerek kurtulacağına inanıyordu. Öldü de.. Kurtuldu mu? Hayır. Daha fazla acı çekiyordu. Çünkü intihar ederek yaşarken düzeltebileceği şeyleri düzeltmeden ayrılmıştı onların arasından. Ve onları o halde görürken daha fazla üzüldüydü. Anlamıştı ki ölüm hiçbir şeyin çözümü değildi. Ölmek ona iyi şeyler değil daha kötü şeyler getirecekti. Getirdi de.. Yaşasaydı hayatın tadını daha iyi bir şekilde geçirebilirdi. Bebeğim dediği insanla en azından arkadaş olabilir en azından yanında olmanın rahatlığını yaşayabilirdi. Küstükleriyle barışır güzel vakitler geçirebilirdi. Şimdi ise hepsinden mahrumdu.

Bu hikayeyi yazdım. Belki iyi belki kötü bir hikayeydi ama çevremde o kadar ölümden bahseden insanlar var ki yazasım geldi. Ölünce her şeyin düzeleceğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Her şey daha kötü olacak. Sevdiklerinizi üzülürken görmek sizi iyi mi yapacak? 1-2 gün ağlar unuturlar diyeceksiniz. Evet belki ağlamaları 1-2 gün sürecek ama yaşadıkları acı 1-2 günle bitmeyecek. Bunu unutmayın. Evet hayat denilen şey bence de kötü ama bırakalım da öleceğimiz gün gelene kadar yaşayalım kötü bile olsa. Eğlenebileceğimiz vakitleri kaçırmayalım. Bir gün ile sınırlı da olsa eğlenelim. Elbet geç bile olsa eğleneceğimiz zamanlar gelir.




Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !