Rüya Belki, Belki Gerçek…ÇİĞDEM GÜVENDİ.



Zamanı henüz gelmemiş belki, yada yarım kalmış bir düğün gibi süzüyordu gözleri karşı pencereyi. Hiç umutlanmamıştı mutluluk yada mutlu olmak için. Kadın, omuzlarında dünyayı taşıyordu sanki.

Mahsur kalmıştı bir aşkta.
Bir yanı duvardı diğer yanı buz. Bir sözü yalandı diğeri dudaklarından hiç dökülmezdi.
Karanlık sokakta adam göründü. Yalnız, omuzları biraz bükük yürüyordu. Kadın da sanki ilk kez aşık oluyormuş gibi duydu kalp atışlarını. Dilsiz bir gece daha başladı, diğerlerinden başka bir gece, yürüdü kadının evine.
Zil çalmasıyla irkildi kadın. Koşarak gitti ve açtı kapıyı. Adam omuzları hala biraz bükük ama gülümseyerek baktı kadına. Gözlerinin kenetlenmesi birkaç sessiz duruş saniyeler sürdü ama sanki kadın yüzyıllardır çakılı kalmıştı bu ana…
-gel, seni bekliyordum. Dışarıda kar var, üşümüşsün, içeri gir…
-hava çok soğuk…
Etekleri tutuşmuş bir rüya başladı…
-aylardır pencerenin ışığına bakıyorum. Aylardır ayaklarım beni sana getiriyormuş gibi arşınlayarak çıkıyorum yokuşu… son anda bir şey oluyor ve evimde buluyorum kendimi…
-ben de aylardır pencerende göreceğim ışıkla yaşıyorum. Perde, demir parmaklıktan farksız.
Utangaç birkaç cümle daha söylendi ürkek, utangaç ve kulakları inanamadı her ikisinin de dile gelen cümlelere…
-     Yemek hazır…
-     Geliyorum…
Kadın adamı beklerken bir an gözü yine pencereye takılı kaldı. Sonra;
-     ‘Gelmiyorsun işte, hadi hala bekliyorum’ dedi.
Banyonun kapısına vurdu. İçeriden ses gelmedi. Kapıyı açtığında gözlerine inanamadı, adam bir siluet gibi duruyordu karşısında. Gülmüyor, konuşmuyordu. Kadın post modern bir filmin içinde kayboldu böylece… Adam etten ve kemikten değildi sanki. Sanki bir yansıma, bir ışık huzmesi gibi görünüyordu.
-     Neden böylesin? Ne oldu?
Adam konuşmadı, olduğu yerde kıpırdamadı. Kadın ne olduğunu anlamaya çalıştı ama boşuna. Dünyada bu pek de mümkün olmayan bir durum. Bir insan etten kemikten bir insan bir silüete dönüşecek. Kadın gözlerinden şüphe duydu. Elleriyle gözlerini kapatıp diz çöktü olduğu yerde;
-     Sen buradasın, biliyorum sen buradasın, biraz önce kapı çaldı, içeri girdin. Konuştuk. Sen buradasın biliyorum sen buradasın… sen buradasın, sen buradasın….
Kadın diline yapışan tek cümleyi defalarca kez tekrarladı. Tekrar tekrar gerçek olamsını dileyerek, gördüklerinin yalan olduğunu düşünerek, gerçeği reddederek ardı ardına ‘sen buradasın’ dedi.
Omzunda bir el;
-     ‘Evet buradayım, hiçbir yere gitmedim, neden bu kadar korktun’ dedi.
Kadın ellerini yüzünden çekip adamı gördüğünde inanamadı.
-     Sen biraz önce…
Gerçek olmasından korktuğu cümleye devam etmedi. İçten içe bildiği bir gerçeği daha yüksek sesle söylemeyerek içinin derinliklerine gömdü. Ki insanoğlunun sık sık yaptığı gibi kadında gerçeği öldürmek için nafile bir çabaya girişti.
-     Yemek çok güzel olmuş.
-     Beğendiğine sevindim.
Kısa cümlelerle konuştular bir süre. Adam hala anlamamıştı ne olduğunu ama sormadı da. Kadın korkmuştu, kadın ağlıyordu, bundan daha büyük, daha çok acı veren başka ne olabilirdi eril bir kalpte.
Adam soru işaretlerini bir kenara bırakıp kadının gözlerinde kayboldu bir süre. Sonra anlatmaya başladı;
-     Biliyorsun değil mi, ben gerçek değilim. Ben burada, yanında…
Adam konuşurken tekrar bir siluete dönüşmeye başladı. Kadın cümlenin sonunu getirmesine izin vermedi. Sıkıca sarıldı gerçek olmasını istediği düşe… ki kadın, kadın bunu hep yapardı, ilk günden beri, severek inanacağı bir gerçek yaratır ve sonra erkeği de buna inanması için zorlardı. Erkek ise önce oyuna katılır, sonra sıkılır ve vazgeçerdi… Kadının aşk acısı dediği şey aslında inandığı düşten gerçeğe geçerken yaşadığı sancıdır ve şeytanın tanıdığı bütün kadınlar bu yüzden acı çeker…
Kadın yere diz üstü çökmüş, elleriyle kulaklarını kapatmış,
-     ‘Sen buradasın biliyorum, boşuna konuşma, sende biliyorsun, sen buradasın, sen buradasın…’
diye bağırarak inandırmaya çalışıyordu adamı. Bir yandan da gözlerine inanmamak için içinden açıklamalar yapıyordu. ‘Bir insan bir siluete dönüşmez, hala dünyada yaşıyorum, ölmedim ve bu, bu olamaz’ diyordu… ‘bu gerçek değil’ diyordu…
ve nihai son genellikle kadının istediği gibi olur. Adam tekrar kadının inandığı düşü gerçekmiş gibi son bir kez daha yaşar.
-     Tamam korkma, buradayım ve en az bir insan kadar gerçeğim. Kalk. Dans edelim mi?
Kadın nutku tutulmuş bir aşk gibi, söyleyecek başka hiçbir söz yokmuş gibi yavaşça ayağa kalktı. Adam gerçekti. Kadın yeni ve hiç bitmeyecek bir umutla adamın kollarına bıraktı kendini. Dans etmeye başladırlar.
-     Biliyorum sen gerçeksin, buradasın kendi evinde değil, bu, bu gördüklerim sadece yanılsama…
Adam bu kez hiç olmadığı kadar gerçekti, kadın kollarında olduğu adamın karşı pencerede başka bir kadınla dans ettiğini görene kadar.
Birinci ağızdan dinlenen, sonu gelmesin denen eşsiz bir öykü daha son buldu. Hangi gerçek, hangi gerçeğin kanlı elleri kanatır bahar çiçeklerini? Her kadın neden inanmak istediği bir yalan bulur ve kendi arzusuyla bu yalanın ellerine tutsak eder kendini? Kadın daima siluetlerle dans eder? Kadının bu gaflet uykusundan uyanması hep büyük acılar mı doğurur? Yeryüzünde herhangi bir yalana inanmayıp, bu yalanın peşinden gitmeyen tek bir kadın var mıdır?
Kadın gördüklerini usulca kabullenmek için elinden geleni yaptı, kalbini kanattı, dişlerini sıktı, gözlerinden birkaç damla yaş aktı.
-     Sen yanımdayken gerçek değildin, peki ya karşı pencerede başka bir kadınla dans ederken gerçek misin? Hiç gelmedin mi? Konuşmadık mı, birlikte yemek yemedik mi? …
Kadın soruları ardı arkasına sıralarken, doğru cevabı henüz bulamamışken evin bütün ışıkları söndü. Kadın kendisinden beklenemeyecek bir cesaretle yaşadıklarının ne olduğunu anlamak için kapıya koştu. Merdivenleri hızla indi. Sokağa çıktığında o gece ilk kez gerçek bir şey hissetti, kaldırım karlarla kaplıydı ve kadının içine çektiği soğuk bir anda gecenin gerçeğe açılan kapısı oldu. Kadının çıplak ayaklarında duyduğu gerçek yavaşça tüm vücuduna yayıldı.
Her final, her son, mutlu yada mutsuz, beklendik yada beklenmedik, daima yeni bir hayalin kapısını açar. Her aforizma gerçek ile yalan arasında bir geçit olur. Her aforizma senin ve herkesin içinde bir şeyleri öldürüp, başka bir şeylere hayat verir. Her kadın ancak bir aforizmayı öldürecek yeni bir aforizma söylenene kadar mutlu olma şansına sahiptir. Her kadın biraz yalancı, biraz sahtekar, biraz kırgın yaşar ve çokça aşık olduğunu sanır. Aslında her kadın sadece gerçeğin aynaya yansıyan aksidir., gerçeğin aksidir…
Adam biraz önce dans ettiği kadının elini tutup çıktı apartmandan. İkisi de şaşırdı karşılarında gördükleri, karların üzerinde durmuş kendilerine bakan kadına.
-     Manyak mı bu kadın, bu soğukta bu elbiseyle karların üzerinde duruyor…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !